10 Mayıs 2019 Cuma

İçimde bir deli öldürüldü


İçimde iki kadın vardı, ikisi yüzünden yaşlandım. İçimde deli bir kız daha var benden başka. Katili oluşuma sebeptir.

Zordu iki kadınla yaşamak, yoruldum aralarında kalmaktan, didişmelerini dinlemekten. Öldürdüm gitti birini.

İçimdeki o deli kız ne zaman sıçrayarak uyansa; kabuslarım bir bir gerçek oluyor.                                İnanılır gibi değil.                                                                                                                       
Bir kişi hep diğerinin felaketi mi olmalıdır, aynı bedende bile olsa?

Onun iyiliği için yaptım, daha fazla üzülmesin diye. İçimdeki o deli hadsizi ne zaman canının istediğini söylemeye başlasa, birini utanmazca öpse bir bina enkazında duyulmuyor sesim. Çok seven, çok sevince sevileceğini zanneden bu “saf”, aklımı tatile çıkarıp ortalığı yakıp yıktığında hizmetçisi gibi götünü topluyorum. Bıktım artık.

Deli kızım, bazı dağınıklıklar tek başına toplanır sana bir türlü öğretemedim. Yaralarını hemşire gibi sarmak ve aklını psikolog gibi korumak senlik bir iş değildi ama bunlara senin yüzünden ben maruz kaldım. Seninleyken her şey tozpembeydi, gülünçtü ama yorulan bendim. Gerçek dünya seninleyken gördüklerim değil.

Yaşadıklarımız bu kadar güzelken istiyor muyum sanıyorsun; seni seviyorum ama olmuyor, özlüyorum ama yapamıyorum. Beni biraz da sen mecbur bıraktın seni öldürmeye, keşke beni bu kadar yormasaydın.

1 Mart 2019 Cuma

Küçük bir yüzleşmeydi sadece


Uzun zamandır yazmak isteyip cesaret edemediğim üstüne üstlük yazmaktan utandığım bir dönemdeyim. Hâlbuki ne tür yazılar yazıldı burada alelade ama artık birine içimi açmak korkunç bir hal almaya başladı. Her şey benimle alakalı, hiç kimseyle de bir bağlantısı yok bu durumun. Her şeyi açık açık sorabilen, anlatabilen cam gibi şeffaf biriyken en yakınlarıma içimi dökmek artık bir işkence haline gelmeye başladı. İçimi yargılanma korkusu kapladı ve kendimle verdiğim ego savaşını kaybetmek beni bitirdi. Evet bitirdi. Doğru kelime bu, bitirdi. Kendime olan inancımı yitirdim, kendime olan güvenim buharlaşıp uçtu, aynaya baktığımda karşılaştığım gözler benim değil. İçinde çakmak çakmak yanan bir ateş yok. Dediğim gibi tamamen benimle alakalı, dış etkenler de oldu elbet. Belki de 4 yıl süren bu büyük yüzleşmenin fitilini de bu dış etkenler yaktı.


2 Ekim 2018 Salı

Başım göğe erdi: Hürriyet'te stajımı yaptım!

Merhabalar efendim merhabalar uzun zaman sonra da burada olduğunuzu bilmek ne büyük mutluluk. "Sen yıllardır yazıyorsun nerelerdesin?" diye soranlar oldu. Ben hiç bırakmadım ki yazmayı, defterlerime yazdım, kağıtlara yazdım, telefonumun not bölümüne yazdım sadece paylaşmaya ara verdim. Bu kötülüğü de bilgisayarı açmaya üşendiğim için yaptım. Gerçekten tek nedeni bu, bilgisayarı açıp yazı girmek çok zor geldi. Ha ama bütün yaz ne yaptım? Bilgisayarın başında oturdum. Ben üniversiteyi kazandığımdan beri beklediğimiz gün geldi çattı, Hürriyet'te stajımı yaptım ve geri dönüşüm de bu güzel olayı anlatarak başlasın istedim. Çünkü yazılarım ve ben artık bir yere gitmiyoruz.



Gazeteci olma hayali kurduğumda 12 yaşındaydım ve evde hep Hürriyet okunduğundan mıdır ki
gazeteciliği de o yaşımdan beri Hürriyet'te yapmak istedim. Sınav sonucum açıklandığında (zaten tüm tercihlerim gazetecilikti) ne yapıp ne edip Hürriyet'e girmeyi kafama koymuştum. Okul hayatım boyunca yaptığım tüm röportajlar da Hürriyet'e bir adım daha yaklaşabilmek içindi. Yaptığım röportajların biri sayesinde de bu gerçekleşti. Üniversite birinci sınıfta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülsün Kaya aracılığı ile İpek Yezdani ile iletişime geçtim kendisi de CV'mi insan kaynaklarına iletmemde yardımcı oldu. Aradan bir ay geçtikten sonra Hürriyet'ten aradılar ve staj için görüşmek istediler ancak birinci sınıf olmam nedeniyle okul sigortamı karşılamıyordu bu yüzden birinci sınıfın yazında staj yapamadım. 2. sınıfın yaz tatilinde de Antakya'da olmam gerektiği için ben başvuru yapmadım ama bu süreçte de boş durmayıp röportaj peşinde koşturmaya devam ettim. 3. sınıfın ikinci dönemi tekrar İpek Hanım'la iletişime geçtim o da "CV'mi insan kaynaklarına iletebileceğini ancak %100 garanti veremeyeceğini belirtti. Yani bazı arkadaşları hayal kırıklığına uğratmak gibi olacak ama torpille girmedim, zaten staj bu staja en fazla ne kadar bir torpille girebilirsin bunun dedikodusunu yapıp can sıkmak bile büyük bir basitlik örneğiydi.

8 Mart 2018 Perşembe

Barış Müstecaplıoğlu: "Hayallere Ulaşma Rehberi bilgi vermekten çok deneyim yaşatmayı amaçlıyor"

Fantastik kurgu roman yazarı kimliğinin yanı sıra İnsan Kaynakları Yöneticisi olan Barış Müstecaplıoğlu ile iş hayatındaki deneyimlerini, kazanımlarını anlattığı yeni kitabı Hayallere Ulaşma Rehberi’ni konuştuk. Hayallere Ulaşma Rehberi size pembe gözlükler taktıran kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı, sizi karşısına alıyor ve izlediğiniz yolları gözden geçirmeye ikna ediyor. Gelin sohbetimize göz atalım ve Hayallere Ulaşma Rehberi’ni bir de yazarından dinleyelim.


Öncelikle sizden başlamak istiyorum. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat mühendisliği okurken İnsan kaynaklarına ilgi duymaya nasıl başladınız?
Fen lisesinde okuyan gençlerin çoğu gibi ben de mühendislik alanında kariyer yapmanın benim için doğru olacağını düşünmüştüm. O yaşlarda hayat ve hayaller hakkında şu an olduğu gibi bir farkındalığım yoktu. Boğaziçi’nde okurken aldığım seçmeli dersler sayesinde, beni asıl heyecanlandıran konuların insanların karakter özellikleri, motivasyon kaynaklarımız, insan zihninin doğru ya da yanlışa nasıl yönlendirilebildiği gibi konular olduğunu keşfettim. İnşaat mühendisliği dersleri ise bana oldukça sıkıcı geliyordu. Hayatım boyunca tutkuyla yapabileceğim bir iş arzuladığım için, beni heyecanlandıran konulara odaklanan işleri araştırdım, sonunda insan kaynakları alanında çalışmak beni cezbetti. Roman yazmanın yanı sıra 20 yıla yakın süredir insan kaynakları ve eğitim alanlarında küresel firmalarda çalışıyorum ve bu seçimimden hiç pişman olmadım. Gene de mühendislik okumuş olmaktan mutluyum, çünkü analitik beceriler, proje yönetimi ve sistem kurma bilgisi hayatta hayallerimize ulaşmamızda önemli rol oynuyor. İnsan kaynakları alanında imza attığım projelerde de, sıra dışı romanlar yazarken de hem psikoloji alanındaki bilgilerimin hem de mühendislik altyapımın faydasını görüyorum.

Ayrıca bir eğitim aldınız mı?
İlk işyerim olan Yapı Kredi Bankası’na MT (Yönetici Adayı) olarak girmiştim, Yapı Kredi’de MT eğitim programı oldukça kapsamlıydı, insan kaynaklarının temellerini bu programda öğrendiğimi söyleyebilirim. Öncesinde sayısız kaynak okuyup bu işin uzmanlarıyla sohbetler ederek kendimi çıkacağım yolculuğa hazırlamıştım. Kariyerim boyunca öğrenmekten ve kendimi yenilemekten hiç vazgeçmedim. Yöneticilik yaparken Birleşmiş Milletlerin yetkili kuruluşu ICAO’dan eğitmenlik sertifikası almaktan kapsamlı bir mentörlük eğitimi almaya kadar bulduğum her fırsatı değerlendirdim. Dünya ve iş hayatı öyle hızlı değişiyor ki, bugünkü bilgi ve tecrübemiz birkaç yıl sonra anlamsızlaşıyor, kendimizi sürekli yenilememiz ve bu değişimi yakalamamız şart. 30 – 40 yıllık bir kariyeri, 4 yıllık üniversite eğitimiyle inşa edemeyiz.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Genç kızlara öğütler

Aman kızım sıkı kapat bacaklarını… Yanlış anlarlar, aranıyor derler. “Ayşe Hanım’ın kızından karı olmaz daha oturmasını kalkmasını bilmiyor” dedirtme el aleme. Çünkü canım kızım rahat rahat oturmak bile erkeklere mahsustur. Kız kısmısın sen kapa bacaklarını eğ gövdeni. Eğ ki “Ayşe Hanım’ın kızı da memelerini gösteriyor” demesinler. Bırak kimseden çekinmeden yürüme işini de ağabeyin yapsın. Yolda yürürken kaldırma başını yere bak. “Ayşe Hanım’ın kızında da çekinme yok, erkeklerin gözüne gözüne bakıyor” demesinler. Baban duyarsa biz ne yaparız?

Aman kızım yalvarırım çok konuşma… Kız kısmı susar, büyüğe cevap mı verilirmiş? Varsın babaannen seni el alemin içinde rezil etsin, varsın ağabeyin seni dövsün, varsın babandan her gün küfür yiyesin. Bırak aşağılasınlar seni, bırak evin hizmetçi kölesi gibi çalıştırsınlar. Sen terbiyeli ol canım kızım. Yoldan geçerken laf atan erkeğe cevap mı verilirmiş? Ağabeyini katil mi edeceksin?

Aman kızım çıkar o suratındaki boyaları… Sadece kendini satan kadınlar boyar suratını, onlara mı özendin? Parfüm de sıkma, yanından geçen erkeği kokundan etkileyip günaha mı sokmak niyetin? Bırak etek de giymeyiver, o pantolonun da dar olmasın. Her yerini belli edeceksen niye giyiniyorsun? Kız dediğin kendini saklar, Allah bile ne demiş “İlk bakıştan erkek sorumlu değildir!”

23 Ekim 2017 Pazartesi

Şükrü Küçükşahin "İyi ki yürümüşüm ve iyi ki bu kitabı yazarak tarihe not düştüm"

Bu yıl Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşandı ve ana muhalefet lideri Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ve ülkedeki tüm adaletsizlikler için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceğini açıkladı. 432 kilometre milyonlar eşliğinde 25 günde tamamlandı. Bu önemli siyasi olayı en başından beri izleyen ve de kitaplaştıran 35 yıllık gazeteci Şükrü Küçükşahin ile buluştuk ve hem “Magna Carta’dan 802 yıl sonra Adalet için yürümek” kitabını hem de Adalet yürüyüşünü konuştuk. Yolun başında bir gazeteci adayı olarak benden daha usta bir gazeteciyle röportaj yapmanın mutluluğunu duyuyorum. Hadi hep birlikte sohbetimize bir göz atalım…

Adalet yürüyüşüne katılma nedeniniz nedir?

Adalet yürüyüşüne iki nedenle katıldım. Birincisi, bence bir gazetecinin böyle siyasi etkinlikler – ki ben 35 yıllık gazetecilik hayatımda hep siyaseti izlemiş bir gazeteciyim- ancak bir kez denk düşer. Her gazetecinin bu yürüyüşü izlemesi gerekirdi çünkü sadece Türkiye’nin değil dünyanın en önemli siyasi yürüyüşlerinden birisiydi. Uzunluk ve süre olarak da en uzunu bu yürüyüştü. Milyonlar katıldı, bunu izlemek bir gazetecilik göreviydi ve keşke bütün gazeteciler izleyebilseydi. İkincisi de Türkiye’de gerçekten çok ciddi adaletsizlikler yaşanıyor ve bizim mesleğimiz de bundan nasibini fazlasıyla almıştı. 170 gazeteci cezaevinde, 2000’den fazla gazeteci mesleğinden edilmiş. Bunlardan biri de bendim. Ben bu yürüyüşü izlerken her gün 16.16’da 4X4 gündem adlı Periscope yayınlarımda halka izletmeye çalıştım. Bir gazeteci olarak izlediğimi itiraf edeyim ama Türkiye’de gazetecilik ve aktivistlik biraz iç içe geçti. Bu kadar çok gazeteci cezaevindeyse, gazeteciler tabii ki sokağa çıkmak, gösteri yapmak, demokratik anlamda haklarını kullanmak zorundalar çünkü cezaevinde olanların çoğunun tek suçu gazeteci olmak. Ben örneğin Cumhuriyet davasını izledim, haberin neden o sayfada kullanıldığı ve gazetenin yayın politikası tartışıldı. Tutuklu sanıkların herhangi bir bombasından, şiddetinden, ele geçirilmiş bir silahından söz edilmedi sadece haber konuşuldu. Türkiye için çok ciddi bir hukuksuzluk ve gerçekten gazeteciliğin bittiğinin göstergesi. Hem benim gibi haksız bir şekilde işinden edilmiş, mesleğine aşkla bağlı 35 yıllık bir gazeteci için kaçınılmaz bir fırsattı aynı zamanda görevdi benim için. İyi ki de yürümüşüm, o insanları gözledim ve iyi ki bu kitabı onlar adına yazarak tarihe bir not düştüm.

5 Eylül 2017 Salı

Erkeğin en kötü rol modeli erkektir


Sosyal medya icat oldu; mertlik bozuldu, gavatlık moda oldu.Çok ciddi söylüyorum erkekler kafayı yedi. Eskiden genç kızlar dizilere özenip kafayı yerlermiş ya hah işte bizim erkekler de öyle oldu. Bu kız düşürme çabalarını görse Recaizade Araba Sevdası’nı tekrar yazardı çünkü yanlış batılılaşma zirveyi görmüş bulunmakta. Daha önce erkekler ve sendromları diye bir yazı yazmıştım. O yazıyı yazdığım zamanlar bu dünya için fazla masummuşum onu anladım. Şimdi hepinizi koluma takıyorum ve erkekleri bu duruma sürükleyen nedenlere yani özendikleri kişilere dair küçük bir yolculuğa çıkıyoruz…