6 Kasım 2022 Pazar

Gördün mü 25 oldum





Aslında yazmayacaktım ama her yıldan bir iz bırakmak lazım diye düşündüm. Şu an zaten her gün yazı yazıyorum diye bir de bana karşı kullanılır diye elimin gitmediği bloğumu 16 yaşımda arkadaş gazlamasıyla açmıştım. Onun yazılarındaki eksiklikleri söyler, ekleme yapar o da benim düzenlediğim haliyle yazının güzelleştiğini söylerdi. Sonra bana sen de yazmalısın dedi. Onu hayatımdan çıkarttım ama blog duruyor. Hayat böyle bir yerdir.

 

25 yaşındayım, 25 yaşındayım, 25 yaşındayım…

 

İnanılmaz hele de yaşarken inanılmaz. 

25 yaşındayım. Bu benim için oldukça büyük bir yaş. Bana biraz bol geldi. 

Çocukken, “Nil Karaibrahimgil bu yaşa böyle şarkı yazdıysa kesin çok önemli bir yaş” diye düşünürdüm. Gelinen noktada hala anneme miyavladığım gerçeği değişmiyor. Benden o olgun, ağırbaşlı kadın çıkmıyor.

 

2 Ekim 2018 Salı

Başım göğe erdi: Hürriyet'te stajımı yaptım!

Merhabalar efendim merhabalar uzun zaman sonra da burada olduğunuzu bilmek ne büyük mutluluk. "Sen yıllardır yazıyorsun nerelerdesin?" diye soranlar oldu. Ben hiç bırakmadım ki yazmayı, defterlerime yazdım, kağıtlara yazdım, telefonumun not bölümüne yazdım sadece paylaşmaya ara verdim. Bu kötülüğü de bilgisayarı açmaya üşendiğim için yaptım. Gerçekten tek nedeni bu, bilgisayarı açıp yazı girmek çok zor geldi. Ha ama bütün yaz ne yaptım? Bilgisayarın başında oturdum. Ben üniversiteyi kazandığımdan beri beklediğimiz gün geldi çattı, Hürriyet'te stajımı yaptım ve geri dönüşüm de bu güzel olayı anlatarak başlasın istedim. Çünkü yazılarım ve ben artık bir yere gitmiyoruz.



Gazeteci olma hayali kurduğumda 12 yaşındaydım ve evde hep Hürriyet okunduğundan mıdır ki
gazeteciliği de o yaşımdan beri Hürriyet'te yapmak istedim. Sınav sonucum açıklandığında (zaten tüm tercihlerim gazetecilikti) ne yapıp ne edip Hürriyet'e girmeyi kafama koymuştum. Okul hayatım boyunca yaptığım tüm röportajlar da Hürriyet'e bir adım daha yaklaşabilmek içindi. Yaptığım röportajların biri sayesinde de bu gerçekleşti. Üniversite birinci sınıfta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülsün Kaya aracılığı ile İpek Yezdani ile iletişime geçtim kendisi de CV'mi insan kaynaklarına iletmemde yardımcı oldu. Aradan bir ay geçtikten sonra Hürriyet'ten aradılar ve staj için görüşmek istediler ancak birinci sınıf olmam nedeniyle okul sigortamı karşılamıyordu bu yüzden birinci sınıfın yazında staj yapamadım. 2. sınıfın yaz tatilinde de Antakya'da olmam gerektiği için ben başvuru yapmadım ama bu süreçte de boş durmayıp röportaj peşinde koşturmaya devam ettim. 3. sınıfın ikinci dönemi tekrar İpek Hanım'la iletişime geçtim o da "CV'mi insan kaynaklarına iletebileceğini ancak %100 garanti veremeyeceğini belirtti. Yani bazı arkadaşları hayal kırıklığına uğratmak gibi olacak ama torpille girmedim, zaten staj bu staja en fazla ne kadar bir torpille girebilirsin bunun dedikodusunu yapıp can sıkmak bile büyük bir basitlik örneğiydi.

8 Mart 2018 Perşembe

Barış Müstecaplıoğlu: "Hayallere Ulaşma Rehberi bilgi vermekten çok deneyim yaşatmayı amaçlıyor"

Fantastik kurgu roman yazarı kimliğinin yanı sıra İnsan Kaynakları Yöneticisi olan Barış Müstecaplıoğlu ile iş hayatındaki deneyimlerini, kazanımlarını anlattığı yeni kitabı Hayallere Ulaşma Rehberi’ni konuştuk. Hayallere Ulaşma Rehberi size pembe gözlükler taktıran kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı, sizi karşısına alıyor ve izlediğiniz yolları gözden geçirmeye ikna ediyor. Gelin sohbetimize göz atalım ve Hayallere Ulaşma Rehberi’ni bir de yazarından dinleyelim.


Öncelikle sizden başlamak istiyorum. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat mühendisliği okurken İnsan kaynaklarına ilgi duymaya nasıl başladınız?
Fen lisesinde okuyan gençlerin çoğu gibi ben de mühendislik alanında kariyer yapmanın benim için doğru olacağını düşünmüştüm. O yaşlarda hayat ve hayaller hakkında şu an olduğu gibi bir farkındalığım yoktu. Boğaziçi’nde okurken aldığım seçmeli dersler sayesinde, beni asıl heyecanlandıran konuların insanların karakter özellikleri, motivasyon kaynaklarımız, insan zihninin doğru ya da yanlışa nasıl yönlendirilebildiği gibi konular olduğunu keşfettim. İnşaat mühendisliği dersleri ise bana oldukça sıkıcı geliyordu. Hayatım boyunca tutkuyla yapabileceğim bir iş arzuladığım için, beni heyecanlandıran konulara odaklanan işleri araştırdım, sonunda insan kaynakları alanında çalışmak beni cezbetti. Roman yazmanın yanı sıra 20 yıla yakın süredir insan kaynakları ve eğitim alanlarında küresel firmalarda çalışıyorum ve bu seçimimden hiç pişman olmadım. Gene de mühendislik okumuş olmaktan mutluyum, çünkü analitik beceriler, proje yönetimi ve sistem kurma bilgisi hayatta hayallerimize ulaşmamızda önemli rol oynuyor. İnsan kaynakları alanında imza attığım projelerde de, sıra dışı romanlar yazarken de hem psikoloji alanındaki bilgilerimin hem de mühendislik altyapımın faydasını görüyorum.

Ayrıca bir eğitim aldınız mı?
İlk işyerim olan Yapı Kredi Bankası’na MT (Yönetici Adayı) olarak girmiştim, Yapı Kredi’de MT eğitim programı oldukça kapsamlıydı, insan kaynaklarının temellerini bu programda öğrendiğimi söyleyebilirim. Öncesinde sayısız kaynak okuyup bu işin uzmanlarıyla sohbetler ederek kendimi çıkacağım yolculuğa hazırlamıştım. Kariyerim boyunca öğrenmekten ve kendimi yenilemekten hiç vazgeçmedim. Yöneticilik yaparken Birleşmiş Milletlerin yetkili kuruluşu ICAO’dan eğitmenlik sertifikası almaktan kapsamlı bir mentörlük eğitimi almaya kadar bulduğum her fırsatı değerlendirdim. Dünya ve iş hayatı öyle hızlı değişiyor ki, bugünkü bilgi ve tecrübemiz birkaç yıl sonra anlamsızlaşıyor, kendimizi sürekli yenilememiz ve bu değişimi yakalamamız şart. 30 – 40 yıllık bir kariyeri, 4 yıllık üniversite eğitimiyle inşa edemeyiz.

23 Ekim 2017 Pazartesi

Şükrü Küçükşahin "İyi ki yürümüşüm ve iyi ki bu kitabı yazarak tarihe not düştüm"

Bu yıl Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşandı ve ana muhalefet lideri Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ve ülkedeki tüm adaletsizlikler için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceğini açıkladı. 432 kilometre milyonlar eşliğinde 25 günde tamamlandı. Bu önemli siyasi olayı en başından beri izleyen ve de kitaplaştıran 35 yıllık gazeteci Şükrü Küçükşahin ile buluştuk ve hem “Magna Carta’dan 802 yıl sonra Adalet için yürümek” kitabını hem de Adalet yürüyüşünü konuştuk. Yolun başında bir gazeteci adayı olarak benden daha usta bir gazeteciyle röportaj yapmanın mutluluğunu duyuyorum. Hadi hep birlikte sohbetimize bir göz atalım…

Adalet yürüyüşüne katılma nedeniniz nedir?

Adalet yürüyüşüne iki nedenle katıldım. Birincisi, bence bir gazetecinin böyle siyasi etkinlikler – ki ben 35 yıllık gazetecilik hayatımda hep siyaseti izlemiş bir gazeteciyim- ancak bir kez denk düşer. Her gazetecinin bu yürüyüşü izlemesi gerekirdi çünkü sadece Türkiye’nin değil dünyanın en önemli siyasi yürüyüşlerinden birisiydi. Uzunluk ve süre olarak da en uzunu bu yürüyüştü. Milyonlar katıldı, bunu izlemek bir gazetecilik göreviydi ve keşke bütün gazeteciler izleyebilseydi. İkincisi de Türkiye’de gerçekten çok ciddi adaletsizlikler yaşanıyor ve bizim mesleğimiz de bundan nasibini fazlasıyla almıştı. 170 gazeteci cezaevinde, 2000’den fazla gazeteci mesleğinden edilmiş. Bunlardan biri de bendim. Ben bu yürüyüşü izlerken her gün 16.16’da 4X4 gündem adlı Periscope yayınlarımda halka izletmeye çalıştım. Bir gazeteci olarak izlediğimi itiraf edeyim ama Türkiye’de gazetecilik ve aktivistlik biraz iç içe geçti. Bu kadar çok gazeteci cezaevindeyse, gazeteciler tabii ki sokağa çıkmak, gösteri yapmak, demokratik anlamda haklarını kullanmak zorundalar çünkü cezaevinde olanların çoğunun tek suçu gazeteci olmak. Ben örneğin Cumhuriyet davasını izledim, haberin neden o sayfada kullanıldığı ve gazetenin yayın politikası tartışıldı. Tutuklu sanıkların herhangi bir bombasından, şiddetinden, ele geçirilmiş bir silahından söz edilmedi sadece haber konuşuldu. Türkiye için çok ciddi bir hukuksuzluk ve gerçekten gazeteciliğin bittiğinin göstergesi. Hem benim gibi haksız bir şekilde işinden edilmiş, mesleğine aşkla bağlı 35 yıllık bir gazeteci için kaçınılmaz bir fırsattı aynı zamanda görevdi benim için. İyi ki de yürümüşüm, o insanları gözledim ve iyi ki bu kitabı onlar adına yazarak tarihe bir not düştüm.

3 Şubat 2017 Cuma

Onur Soğuk Hoca: "Siz yeter ki çalışın ve iyi insan olun"

O bir fenomen! Twitter’da paylaştığı ders notları ile öğrencilerin göz bebeği haline gelen Onur Soğuk 1981 yılında Sivas’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Sivas’ta tamamladıktan sonra üniversite için Mersin’e geldi ve Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat bölümünden mezun oldu. Silifke’de yaşayan Onur Soğuk Hoca evli ve bir kız çocuğu babası. Hadi gelin Onur Soğuk Hoca’yla gerçekleştirdiğimiz sohbetimize birlikte bir göz atalım. Bakalım biz neler konuşmuşuz.

Eğitim sosyal medyanın gereksinimiydi siz de bunu karşılayan fenomen öğretmenlerin başında geliyorsunuz. Yazdığınız notları Twitter’da paylaşarak öğrencilerin gönlünü fethettiniz. Ardından radyo programınız başladı ve şuan bir dilbilgisi kitabınız var. Bütün bu serüven nasıl başladı? Önce notları paylaşma, daha sonra radyo fikri nasıl oluştu?

Sizin de dediğiniz gibi öğrenciler artık hep sosyal medyada. Sınıfta şunu gözlemledik biz ders anlatsak da çocukların ilgisi hep telefona kayıyor. Ben de o sıralarda öğrencilerimi gözlemledim, sosyal medyada sınava yönelik hesapları takip ediyorlar. Bir öğrencimin telefonunda edebiyat dersiyle ilgili bir caps gördüm. “Bunlara mı gülüyorsunuz?” diye sorduğumda “Evet” yanıtını aldım. “O zaman ben daha iyisini yaparım” dedim. En başta YGS-LYS Edebiyat adıyla bir hesap açtım, orada branşımla alakalı espriler, capsler paylaşıyordum ondan sonra hesabın adını kendi adımla kullanmaya başladım yani trol hesap olarak kalmasını istemedim. Öğrencilerin ilgisi artmaya başlayınca sınıf içerisinde yaptığım şeyi sosyal medyaya taşımak istedim. Elimden geldiğince bilgilerimden, tecrübelerimden öğrencileri faydalandırayım. Edebiyatla alakalı, dilbilgisiyle alakalı mini notlar yazmaya başladım. Kendi el yazımla yazıp, fotoğrafını çekip Twitter’a koymaya başladım. Öğrencilerin ilgisi artınca her hafta yenisini yazıp atmaya başladım. Süreç böyle ilerlerken bir gün İzmir’e gittim. Hatta orada beni takip eden öğrencilerle bir kitap evinde sohbet gibi bir şey düzenlemiştik. Gelen öğrencilerden biri internet radyosu olduğunu ve konuk olmamı istediğini söyledi. “Nasıl olacak?” dediğimde telefonla konuşacağımızı söyledi. Onunla telefon konuşması gerçekleştirip, Twitter’da gözlemlediğimizde baya bir ilgi duyulduğunu gördük. Çocuklar dinleyip, soru sorma imkanı yakaladılar. Böylelikle radyo fikri benim kafamda şekillendi. “Radyo kurup öyle ders anlatsak nasıl olur?” diye düşündüm bunun üzerine Twitter’dan tanışıp görüştüğüm Muhammed Tosun ile bağlantıya geçtik. Ona da fikrimi anlattım Muhammed’de “Olur hocam, bu kolay kuralım, yapalım” deyince Muhammed radyoyu kurdu.

Radyo programının işleyişi nasıl oldu? Neler yapıyorsunuz?

En başta Skype yoktu, telefonla bağlanıp ders anlatıyordum ve yaklaşık 2.5 yıldır her hafta perşembe günleri 21.30’da radyo dersleri yapıyoruz. Burada artık ders notu paylaşmayı bıraktık, yenilik ilkesi ışığında hem radyoda ders anlatıyoruz hem de salı günleri Periscope’da ders anlatıyoruz. Dilbilgisi kısmı Periscope, edebiyat kısmını radyo derste işliyoruz. Burada ilginç olan ve hoş olan radyo ders deneyimi çünkü ben bir öğretmen olarak dersin sınıfla sınırlandırılamayacağı kanaatine vardım. Öğrenciler artık sınıfta ders işlemek istemiyor, radyo derste biz bunu kırdık öğrencilerin ilgisini çekecek şekilde ders işliyoruz. Veriler elimize geliyor, şuan bizi 68 ilden öğrenci dinliyor biz bunu tespit ettik ve her bir dersimizi de ortalama 2 bin 500- 3 bin öğrenci dinliyor. İnteraktif bir ders olması için de bir tag açıyoruz #oshradyo diye hatta geçenlerde trend topic oldu. Çok mutlu olduk. Ayrıca sadece ders yapmıyoruz, ünlü yazarları, gençlerin hoşuna gidebilecek sanatçıları ağırlıyoruz. Kimleri konuk ettik diye bakıyorum Ahmet Ümit, Nazlı Eray, Buket Uzuner, Hüsnü Arkan, Edip Akbayram, Latife Tekin. En büyük hayalimiz Zülfü Livaneli’ni konuk etmek ona da az kaldı diyebilirim.Yani böylelikle hem ders işliyoruz hem de öğrencilerimizin hoşuna gidebilecek, örnek alabilecekleri sanatçıları konuk ediyoruz. Amacımız öğrencilerimizi eğlendirerek bir şeyler katabilmek.

Diğer eğitimcilerle de irtibat halindesiniz. Twitter’da tanıştığınız Salim Ünsal ile TRT Okul’da yayınlanan Fatih Aytaç ile Tercih Rehberi programına katıldınız. Sosyal medya eğitimde önemli bir rol oynarken eğitimcilere ve ilişkilerine neler kattı?

Sosyal medyada etkin olmam ve öğrencilerin beni ilgiyle takip etmesi diğer eğitimcileri de etkiledi ve sosyal medya yoluyla ben de çok değerli eğitimcilerle tanışma imkanı yakaladım. Bunlardan biri Salim hoca –ki bence Türkiye’nin en iyi rehberlikçisi-, Fatih Aytaç, Fide Okulları’nın kurucusu Ali Koç gibi pek çok değerli eğitimciyle tanıştım. Bu da çok güzel bir şey çünkü ben küçük bir yerde yaşıyorum ve bağlantılarımız sınırlı oluyor. Eğer sosyal medyada etkin olmasaydım, bu tarz insanlarla tanışma ihtimalim yoktu. Bu gerçekten önemli bir şey, kendi mesleki deneyimim açısından da önemli bir şey. Ara ara eğitimle ilgili sohbetlerde bulunuyoruz, programlara çıkıyoruz. Her eğitimcinin sosyal medyayı etkin kullanması lazım özellikle günümüzde gençler burada. Hatta Hz. Muhammed’in bir sözü vardır “İlim Çin’de olsa bile öğreneceksiniz” diye, ben onu biraz değiştirdim “Öğrenci Çin’de olsa bile bulup öğreteceksiniz” diye bizim sosyal medyada eğitimciler olarak burada olmamız lazım. Eğitimcilerin şu nedenle de sosyal medya kullanması lazım. Ben gençleri takip ediyorum Twitter’da, takip etmeliyiz ki onların ruh hallerini, hayata bakış açılarını ve nelerden hoşlandıklarını, mizah anlayışlarını anlayabilelim. Böylelikle öğrencilere daha eşit yaklaşmamızı ve onlara daha yakın olmayı sağlayabilir.



3 Kasım 2016 Perşembe

Gülsüm Kav: "Her kadın karate yapamayabilir ama her kadın örgütlenebilir"

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu genel temsilcisi Gülsüm Kav ile “Kadın Harekatı Okulu” adı altında gerçekleştirdikleri eğitimin ardından bir sohbet gerçekleştirdik.
Gülsüm Kav, doktor ve tıp etiği uzmanı. Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde uzmanlık yaptı. 2010 yılında kurulan Kadın Cinayetlerini Durduracağız  Platformu’nun kurucuları arasında, 2012 yılından bu yana genel temsilciliğini sürdürüyor.
Kadınlara uygulanan şiddet, tecavüz, cinayet davalarında kadın kardeşlerini yalnız bırakmayan ve her davaya mutlaka destek olmaya çalışan Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformunu, Türkiye’de kadına şiddetin durumunu, erkek egemen zihniyeti ve yapılan ayrımcılığı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformu genel temsilcisi Gülsüm Kav’dan dinleyelim.

30 Ağustos 2016 Salı

Gülsün Kaya: "Çağdaş eğitim, çağdaş insan, çağdaş toplum"

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği genel başkan yardımcısı Gülsün Kaya ile ÇYDD ve etkinlikleri hakkında bir röportaj gerçekleştirdik. 

Gülsün Kaya 45 yıl eğitim vermiş bir edebiyat öğretmeni. 1994 yılından beri üye olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nde 7 yıl Bakırköy şube başkanlığı yaptıktan sonra Türkan Saylan'ın isteği üzerine genel merkeze geçiyor. Gelin Gülsün Kaya ve ÇYDD'yi daha yakından tanıyalım.


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 
Emekli edebiyat öğretmeniyim. 45 yıl eğitimin çeşitli kademelerinde çalıştım yüksek okul dahil. En son Darüşşafaka eğitim kurumundan emekli oldum. 1994 yılından beri ÇYDD üyesiyim, Bakırköy şubesinde 7 yıl başkanlık yaptım. Türkan Hoca'nın çağrısıyla genel merkeze geçtim, yönetim kurulu üyesiyim. Bir süre genel yazmanlık yaptım son bir yıldır genel başkan yardımcılığını sürdürüyorum. Türkan Hoca'nın teşvikiyle öğretmenlik süreci içinde yüksek lisans yaptım. "Ders kitaplarında laiklik" adlı tezim ÇYDD ile bağlantılarımı güçlendirdi. Nutuk'u liseli öğrencilerin anlayacağı dile göre düzenleme çalışmasında bulundum.